Akşener: Kimse farkında değil; iş gıda bulma problemine kadar gidiyor « BarkoTürk

21 Ocak 2022 - 12:09

Akşener: Kimse farkında değil; iş gıda bulma problemine kadar gidiyor

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, pandemi döneminde yaptığı esnaf gezilerinde kendisine en çok söylenen şikâyetleri “En çok geçim darlığı …

Akşener: Kimse farkında değil; iş gıda bulma problemine kadar gidiyor
Son Güncelleme :

01 Mayıs 2021 - 20:12

173 views

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, pandemi döneminde yaptığı esnaf gezilerinde kendisine en çok söylenen şikâyetleri “En çok geçim darlığı, ekonomi, gençler açısından işsizlik, işsizliğe bağlı olarak umutsuzluk. Açlığa kadar giden talepler var” şeklinde sıralarken, “Kimse farkında değil; gerçekten iş, gıda bulma problemine kadar gidiyor” ifadesini kullandı.

Habertürk TV’de Ciner Medya Grubu Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya, Veyis Ateş ve Serap Belet’in sorularını yanıtlayan Akşener, ekonomideki problemlere dair “Ekonomi uçacaktık, aşacaktık, kaçacaktık olmadı. İşsizlik arttı. Her şey daha kötüye gitti. Tek bir kişinin iki dudağının arasına sistemi verince sistem kilitleniyor. Üzerine de pandemi geldi” dedi.

“Seçimi birinci turda alma imkanı yoktu”

24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefet partilerinin ilk turda kazanma imkanı olmadığını söyleyen Akşener, “Biz tartılmamıştık, ne alacağımız belli değildi. Bizim orada yapacağımız şey ikinci tura kalmaktı. Benim ve Sayın İnce’nin aldığı oy oranı Ekmeleddin İhsanoğlu beyefendinin aldığı oy kadardı. Sonuçta acayip bir hayal kırıklığı oldu” açıklamasında bulundu.

Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

En çok hangi şikâyetle karşılaşıyor?

“En çok geçim darlığı, ekonomi, gençler açısından işsizlik, işsizliğe bağlı olarak umutsuzluk. Açlığa kadar giden talepler var. Özellikle okul okuyan çocuklarımızda pandemiden dolayı EBA’dan, uzaktan eğitimden, özellikle ilkokul çocuklarımızda tablet ihtiyacı çok yüksek. Yüksekova’daki gençle, Eskişehir’deki genç aynı dertle dertleniyor. Doğu, batı, büyük, küçük şehir farkı kalmamış. Hakkari merkezde esnaf gezerken gençten bir arkadaşın dükkanına girdik. Beyaz eşya bayisi. ‘Beş kuşak bu işi yapıyoruz, artık iş yapamıyoruz, kapatmak zorundayız. Amelelik mi yapacağım, taş mı taşıyacağım’ demişti. Bunun benzerini İstanbul Beşiktaş’ta da görüyorsunuz. Bunun kadınlara yansıması da var.

“O kadar acı bir şey ki, Gaziosmanpaşa’da genç hanım, yanında iki küçük çocuğu var. ‘Evde hiçbir şey yok’ dedi. Kocası müzisyenmiş. Kulağıma öyle bir şey söyledi ki, Arkadaşıma ‘kenara alın’ dedim. İki kız çocuğu ‘anne hamburger alabilir miyiz’ demiş. Kütahya’da ‘et alıyor musunuz’ dediğimde nasıl kızdı bana bir adam biliyor musunuz; ‘ne eti abla’ diye cevap verdi… Kimse farkında değil, gerçekten iş gıda bulma problemine kadar gidiyor. Kayseri’de bir kişi hala kurban eti yediklerini söyledi.

Pandemi, ekonomiyi nasıl etkiledi?

“Gençler açısından hayal kuramama, ekonominin problemleri vardı. Türkiye’de sistem her tıkandığında çeşitli şekillerde iktidar iş göremez haline geldiğinde mutlaka bir tarafı suçlamayı tercih etti. En son Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, bize göre partili cumhurbaşkanı sistemi. Nihayet 2017’de buraya yönelik referandum yapıldı. 2018’de de Cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. Hukuk tam tersine kötüleşti, adalet kötüleşti, demokrasi tam ve kamil olmadı, tam tersine kötüleşti. Kadın cinayetlerinde artma oldu. Ekonomi uçacaktık, aşacaktık, kaçacaktık olmadı. İşsizlik arttı. Her şey daha kötüye gitti. Tek bir kişinin iki dudağının arasına sistemi verince sistem kilitleniyor. Üzerine de pandemi geldi.

“Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Erdoğan sistematiği var Türkiye’de. Sayın Erdoğan Cehape zihniyeti, düşman zihniyet vs. diyor. Bu kutuplaştırma tamamen iki mahallenin değerleri üzerinden kavga haline dönüşüyor. O tarafa seküler, bu tarafa muhafazakâr dersek. Bu insanların, inançları, değerleri, hayat tarzları üzerinden bir gürültü var. Şimdi bunun bir algoritması, şablonu var. Bazen on beş günde bazen ayda bir oluyor. Sayın Erdoğan çıkıyor, cehape zihniyeti, sayın Kılıçdaroğlu ya FETÖ’cü oluyor, ya darbeci oluyor. Sayın Kılıçdaroğlu doğal olarak ona cevap veriyor. Gazeteciler bana soruyor, siz ne diyorsunuz? Ağzımı zor tuttum, ‘elinin körünü, sanane, bana ne’ diyecektim demedim.

“İktidar partisi gitsin diye bu millet acından ölsün diye bir durumumuz yok”

“Sanayici üretir, bunu satacak birine ihtiyaç var. Bu da esnaf. Esnaf en fazla istihdamı oluşturan sektördür, destek grubudur. Bir dükkana giriyorum ben genellikle arkadaşlar selamünaleyküm diyor, ben ‘merhaba, nasılsınız’ diyorum. ‘Ben iktidar partisini yermeye, kendi partimi övmeye gelmedim. Derdiniz nedir, önerilerinizi bu haftaki grup konuşmama koyacağım’ diyorum. Bu çok tuttu. Sesinin duyulmasını isteyen insanlar benden bunu bekliyor. Pandemi geldi devreye, kapanmalar oldu vs. derken. O dönemde mecburen gidemedim. Bu sefer milletin kürsüsü diye bizimle ilgisi olmayan, STK’ların önerdiği insanların sözcülerini Meclis kürsüsünden duyurmak üzere yöntem başlattık.

“Oraya çıkan ne kadın, ne erkek, ne genç, ne yaşlı, bir Allah’ın kulu ne Erdoğan’a ne partisine bir incitici söz söylemedi. ‘Sayın Cumhurbaşkanım ne olur sesimizi duy’ dediler. Biz orada iktidara küfür ettirmiyoruz. Sayın Erdoğan’ın başında bulunduğu iktidar partisi gitsin diye bu millet acından ölsün, nefessiz kalsın diye bir durumumuz da yok. Biz bu gerilimi düşürmek, gerçek dertleri gündemimizde tutmak, kısaca milletimizin bize verdiği görevi olan halkın avukatı görevini yerine getirmek. Makulun yanındayız.

“O seçimi birinci turda alma imkanımız yoktu”

“İttifaklar partili cumhurbaşkanlığı sistemi kabul edilirken kendiliğinden ortaya çıktı. Yan yana gelişler oldu. İki ittifak modeli ortaya çıktı. Bizim ittifak modelimizde 24 Haziran’dan sonra Saadet Partisi ile Demokrat Parti biraz da seçim ittifakı gibi oldu. Cumhur İttifakı ise et tırnak, aynı damarın kanı vaziyetine geldi. Kurumsal kimlikleri neredeyse ortadan kalktı. Bunu bir eleştiri değil tespit olarak söylüyorum. Tek bir parti haline dönüşen bir yapı oluştu. Grubu olan iki parti Millet İttifakı içinde olduk. HDP zaten dışarıda ayrı gelişti. 24 Haziran’da seçim sisteminde sahadaydım. Milletvekilliği için aday olan arkadaşlarımızın yürüdüğü yol başka, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki yürüyüş başka bir şeydi. Kendini muhalif diye tanımlayan ister Saadet, ister Demokrat, ister bizim, ister CHP’nin farketmez, muhalif seçmenin tümü birinci turda sayın İnce’nin seçimi alabileceğine inandı.

“O seçimde birinci turda matematik olarak alma imkanı yoktu. Çünkü biz tartılmamıştık, ne alacağımız belli değildi. Bizim orada yapacağımız şey ikinci tura kalmaktı. Meral Akşener ikinci tura kalırsa Kürtler oy vermez oldu. Bunu da bir kenara koyduk. Seçim gecesi bitti. Ben 7.3 aldım. Benim aldığım oy oranı Ekmeleddin İhsanoğlu beyefendinin aldığı oy kadardı. Sonuçta acayip bir hayal kırıklığı oldu. Ben 15 falan alsaydım, aynı çekiçler benim kafama inecekmiş. Oradaki seçmenin davranışını çalıştım.”