Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Namaza ne kadar önem veriyorsak zekata da o kadar önem vermeliyiz « BarkoTürk

17 Ekim 2021 - 07:13

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Namaza ne kadar önem veriyorsak zekata da o kadar önem vermeliyiz

Akit TV’de ‘İftara Vuslat’ programına katılan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ibadetlerin önemine değinerek, ramazan ayının müminlerin kurtuluşu …

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Namaza ne kadar önem veriyorsak zekata da o kadar önem vermeliyiz
Son Güncelleme :

05 Mayıs 2021 - 7:44

78 views

Akit TV’de ‘İftara Vuslat‘ programına katılan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ibadetlerin önemine değinerek, ramazan ayının müminlerin kurtuluşu için bir vesile olduğunu söyledi.

Zekatın önemine vurgu yapan Erbaş, “Herkes komşusunu gözetecek, mahallesini gözetecek. Bir yerde fakirlik varsa oraya zekat mükellefi insanlar hemen müdahale edecek, oraya koşacak. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diyen bir Peygamberin ümmeti olarak biz, eğer zekatımızı hakkıyla vermezsek Müslümanlığımızı tam yapmış sayılmayız. Namaza, oruca, hacca ne kadar önem veriyorsak zekata da o kadar önem vermeliyiz” ifadelerini kullandı.

‘Camilerinin bir köşesini hayır marketi haline getiren hocalarımız oldu’

Anadolu insanının, tarih boyunca sadece yaşadığı yerde değil nerede bir mazlum, bir mağdur varsa onun yanında her zaman yer aldığının altını çizen Erbaş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sadece Türkiye Diyanet Vakfı olarak hem yurt içinde 81 ilimizde, 922 ilçemizde mazlumun, mağdurun yanında hep yer aldık. Bir mahallenin hocası, o mahalledeki fakir fukarayı tespit etmiş, geçmişten bize kadar gelen ‘zimem defteri’ denilen bir uygulama var. O mahalledeki fakir fukara insanların bakkala, markete olan borçlarını onların haberi olmadan ödemiş elhamdülillah. Belki bunlar, çok kamuoyuna yansımıyor. Dolayısıyla diyoruz ki, iyi ki hocalarımız var. İyi ki camilerimiz bu şekilde sadece namaz kılınan yerler olarak değerlendirilmiyor. Salgın döneminde camilerinin bir köşesini hayır marketi haline getiren hocalarımız oldu. Böyle onlarca örnek var. Biz şu an salgına rağmen, çeşitli riskleri de olmasına rağmen 78 ülkede Türkiye Diyanet Vakfı gönüllüleri ile insanların fakir fukara, garip gureba, mazlum, mağdur insanların iftar ve sahur sofralarıyla onların yanındayız.”

‘Masal değil hakikat: Ekmek yok, su yok’

Erbaş, iki hafta önce Suriye’nin İdlib kentine yapmış olduğu ziyareti de değerlendirerek, “Çeşitli yönlerden riskli bir ziyaretti ama bu riskler bizim ‘Beklenen Sensin’ davetine icabet etmemizi engelleyemez. Eşimle beraber gittim” ifadelerine yer verdi.

Bölgede, tozun toprağın içerisinde yaşayan 3.5 milyon insan olduğunu hatırlatan Erbaş, şu bilgileri verdi:

“Bazen görmeyenler için bu masal gibi geliyor ama bu masal değil, bu hakikat. Su yok, elektrik yok, ev yok, yiyecek yok, yani yokları üst üste koyduğunuz zaman adeta boyunuzu aşar. Tüm yoklukların olduğu bir yer. Allah kimseye iç savaş yaşatmasın. Kimseyi vatansız, evsiz barksız bırakmasın. Şimdi şu hadis-i şerifi biz sadece okuyup kitabı kapatıp kütüphaneye mi koyacağız? Hadis-i şerife bakar mısınız, ‘Müminler bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir azasına bir diken batsa, bir ıstırap duysa vücudun her tarafı ondan rahatsız olur.’ Bir tarafınızda bir rahatsızlık olduğu zaman bunun ıstırabı, bütün vücudunuzu sarar. Müminler de böyle olmalı. Efendimiz aleyhisselatu vesselam böyle tavsiye ediyor. Eğer Suriye’de, Libya’da, Filistin’de, Tanzanya’da, Afrika’da, Avrasya’da, Balkanlar’da, Güney Amerika’da, nerede olursa olsun bir mağdurun, mazlumun durumu, onun mağduriyeti, fakirliği, beni rahatsız etmiyorsa benim Müslümanlığımda bir eksiklik var demektir ki, bu hadis-i şerife uymuyorum demektir. Onun için biz, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bütün dünyada olmaya çalışıyoruz.”

‘Ayasofya’da cami dersleri yapıyoruz’

Başkan Erbaş, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılmasının ‘İslam dünyasında büyük bir sevinçle karşılandığını‘ ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Diyanet İşleri Başkanı olarak önce İslam ülkelerindeki diğer Diyanet İşleri Başkanlarına, Din İşleri Bakanlarına bir mektup yazdım. Mutluluğumuzu paylaşma mektubu idi. Öyle muhteşem dönüşler geldi ki. Bu, tabii beklenen bir şeydi. Ayasofya bugün aynı zamanda bir mektep olma yolunda ilerliyor. 24 Temmuz 2020’de açtığımız günden itibaren Ayasofya’da cami dersleri yapıyoruz. Tefsir, hadis, Kur’an dersleri yapıyoruz. Şu anda Ayasofya’nın içinde sabah namazında 16 ayrı köşede Kur’an okunuyor, mukabele okunuyor. Dedim ki, Ayasofya bir mekteptir, bir okuldur. Onun okul olma özelliğini biz daha da geliştirerek devam ettireceğiz, aslına rücu etmesini sağlıyoruz.”