DOLAR 31,0362 % 0.09
EURO 33,7721 % 0.57
GRAM ALTIN 2.026,57 % 0,42
ÇEYREK A. 3.313,44 % 0,42
BITCOIN 1.626.399 0.361
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava


Google News

Şehirden İndim Köye -1-

Kırk yaşıma merdiven dayadığım bu zamanlarda, hayatımın çoğu İstanbul-Kadıköy’de geçti. On yıl öncesinden güneye yerleşmenin hayalini kurmaya başlamıştım. Yoğun geçen bir çalışma hayatım vardı. Haftanın altı bazen de yedi günü çalışmak durumunda kalıyordum. 2014’te kurduğum güneye yerleşme hayali beni bu denli yoğun çalışmamda motive ediyordu. 2024’ü hedef olarak belirlemiştim…

Son Güncelleme :

11 Şubat 2024 - 10:05

/ 257 views kez okundu.
Şehirden İndim Köye -1-

İşyerimde bazı beklenmedik gelişmeler oldu. Bu da eşimle beni biraz daha erken güneye yerleşmeye itti ve 2023 yılının başında nihayetinde hayalini kurduğum gibi Muğla’ya taşınabildik…

2024’ün başlarında olduğumuzu var sayarsak, ben şu son geçen bir yılımın her anından keyif aldım diyebilirim. Elbet tabi şehir kalabalığını seven insanlar da okuyacaktır bu yazıyı. Eminim onların da şehir hayatıyla alakalı başka olumlu düşünceleri vardır. Herkesin hayattan zevk aldığı şeyler farklıdır. Ben bunun değerlendirmesini tamamen okuyucuya bırakıyorum…
Zevkler ve renkleri bir kenara koyarak kendi açımdan güneyin bana kattıklarını sizlere sekiz ana başlıkta derledim. Keyifle okumanız ve bir gün bana komşu olmanız dileğiyle…

Ve gelelim, ‘Şehirden indim köye’nin artılarına. Bence en önemlisi ‘Oksijen’…
Burada biz nefes alıyoruz. Gerçek anlamda hava soluyabiliyoruz. Bunu, geçen ay İstanbul’a gittiğimde anladım. Yol boyu arabada gittik ve İstanbul’a girdikten sonra ‘Camı açayım da şu caaanım İstanbul’u bir koklayayım’ dedim. Camı açmamla birlikte o egzoz kokusundan midem bulandı… Hayatı boyunca İstanbul’da yaşamış bir insan olarak ancak İstanbul dışında bir yerde, bir süre geçirdikten sonra ne soluduğumu anlayabildim… Burada oksijen var arkadaşlar. Eğer ki kışın yakılan odun dumanını solumuyorsanız, güneydeki yaşamı direkt 10-0 öne geçirecek en önemli şey soluduğunuz havadır. Bu hava ilerleyen yıllarda size sağlık ya da hastalık olarak geri dönecektir. Dolayısıyla İstanbul’u fethetmiş birinin soyundan gelen bir kişinin sözüyle bu paragrafı bitirelim: ‘Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi…’…

Listemi belirlerken ilk sıralara hep insan sağlığını etkileyecek sebepleri koydum. ‘Şehirden indim köye’nin ikinci artısı ‘Organik ürünler’…
İstanbul’da (ya da büyük bir şehirde diyelim artık) satın aldığınız yiyecekler ne kadar organik olursa olsun, evinizin sokağının köşe başındaki Ayşe Teyzemin bahçesinden çıkan domates kadar organik olamaz! Veya kendi bahçenize Ata tohumu ile diktiğiniz biber kadar ilaçsız olamaz. Sabahları ötmesini duyduğunuz çok eşli horozun tavukları kadar çok gezemez şehrinizde markete gelen tavuklar. Onların yumurtası gibi doğal olamaz… Organik diye dünyanın parasını verseniz bile, Ayşe Teyzemin sütünden, peynirinden, yoğurdundan ne kadar daha fazla organik olabilir bu aldığınız ambalajlı ürünler?
Yediğimiz yiyeceklerden vücudumuz faydalanmadığında, ilerleyen süreçlerde sağlığımız ile ilgili çok ciddi sorunlar yaşayabileceğimizi biliyoruz. Hasadı çürümesin, zarar etmesin diye çiftçimizin, birçok meyve-sebzeye ilaçlar bastığını biliyoruz. Bu ilaçlı yiyeceklere uzun yıllar maruz kaldığımız takdirde ne gibi sonuçlarla karşılaşacağımız aşikar…Yine paragrafı bir üstteki paragrafın son cümlesiyle bitirdiğimi varsayın : )

Listemdeki bronz madalyanın sahibi ise ‘Stres’…
Büyükşehirlerde devamlı bir yerden bir yere yetişme telaşı içerisindeyiz. Trafikte herkes birbirinin önüne kırıyor, hakkını gasp edip gideceği yerden 2-3 dakika çalmaya çalışıyor. Her taraf kalabalık. Bir devlet dairesine işin düştü mü vay haline… Randevu almak istesen en aşağı iki hafta sonraya veriliyor randevular. Devlet hastanelerinin randevu rezaletini saymıyorum bile. Sokakta kazara birinin omuzuna çarpsan, kavga ihtimali %90. Hani yağmur yüklü bulutlar vardır ya, büyükşehirlerde de stres yüklü bulutlar var ve her gün ısrarla tüm şehrin üzerine yağmaktalar. Trafikte yol vermedin kavgasından bizzat şahit olduğum bir olayı anlatayım size. Taksici aracından inip, diğer aracın tepesine çıkıp zıplaya zıplaya tavanını çökertmişti. Sizlerin de canlı canlı şahit olduğu bir sürü olay vardır. Haberlerde okuduğumuz küpürlerden bir bukle: Birbirini öldürenler mi dersin, bıçak çekenler mi… Eminim ki birçok araçta beyzbol sopası vardır koltuk yanlarında… Savaşta mı yaşıyoruz büyükşehirlerde???
Her an, her şey başına gelebilir kaygısıyla sabah evden çıkılan bir kaygı-stres karışımı…
Akşamına hastanede misin, kara toprakta mı belli değil… E bunun yarattığı bir belirsizlik de insanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor. Bu stres ikili ilişkilerine de yansıyor. Ev düzenin olsun, aile hayatın olsun, o stresi çoğu insan yaşadığı yere de getiriyor. Huzur başka bir diyara yolculuğa çıkıyor… Paragrafı bir cümle bitirmeye alıştık madem, bu seferki de benden olsun:
‘Stres tüm kötülüklerin anasıdır’…

İlk üç durumu özetlersek; büyük şehirlerde doğru düzgün oksijen soluyamıyorsun, yediğin yemekler vücuduna gerekli katkıyı sağlayamıyor, yaşadığın stresten dolayı beynin hep diken üstünde duruyor…

Önümüzdeki Pazar günü listemizin dördüncü sırasından devam edeceğiz…