Toprak: ‘İktidar SGK’yı hızla iflasa sürüklüyor! « Barko Türk

28 Şubat 2021 - 21:09

Toprak: ‘İktidar SGK’yı hızla iflasa sürüklüyor!

CHP’li Erdoğan Toprak, ““SGK’nın prim gelirleri eriyor, açıkları büyüyor. Çalışan ve emeklilerin sosyal güvenlik, sağlık güvencesi SGK’da alarm zilleri çalıyor.” ifadelerini kullandı.


Toprak: ‘İktidar SGK’yı hızla iflasa sürüklüyor!
Son Güncelleme :

15 Şubat 2021 - 17:36

107 views


CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, kamuoyu ile bugün paylaştığı haftalık raporunda, “İktidar sözcülerinin, ‘Yeniden Kuruluş Anayasası, yeni devlet kuruyoruz’ söylemleri, bir ‘Anayasacılık oyunu’ sahnelendiğini apaçık gösterdi.

Erdoğan, tüm partilere ‘Yeni anayasayı gelin birlikte yapalım’ çağrısından iki satır sonra, çağrı yaptığı kesimlere ağır ithamlarda bulunarak, samimiyetsizliğini açık etti! Ceza İnfaz Kurumları İstatistikleri, iktidarın neden ülkenin gerçek gündeminden kaçtığının en somut tablosunu ortaya koyuyor!” dedi.

“SGK’nın prim gelirleri eriyor, açıkları büyüyor. Çalışan ve emeklilerin sosyal güvenlik, sağlık güvencesi SGK’da alarm zilleri çalıyor. İktidar, uzun süredir hazine desteğiyle ayakta duran, açıkları hazinenin aktardığı 200 milyarı aşkın kaynakla kapatılan SGK’yı, hızla iflasa sürüklüyor!” diyen Toprak, “Belçika parlamentosu Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını ‘soykırım’ sayan bir kanun tasarısını gündemine aldı.

ABD’de yeni yönetim Uygurlar konusunda Çin yönetimini uyardı ve ağır yaptırımların gündemde olduğunu açıkladı. İktidarın muhtemelen ekonomik gerekçelerle Çin’e suskun kaldığı Çinli firmaların art arda aldığı montaj cep telefonu yatırımı kararlarıyla somutlaşırken, insani boyut göz ardı ediliyor!” ifadelerini kullanan Toprak, “İktidar, S-400 sorunu konusunda ABD’yi ikna ve yaptırımlardan kurtulmak için model üstüne model arıyor. MSB Akar’ın ‘Girit modelini’ çözüm olarak gündeme getirmesi yeni bir manevra-mazeret arayışını çok net gösteriyor. Daha önce de Pakistan modelinden söz edilmişti. Rusya’dan gelen açıklamalarla birlikte düşünüldüğünde ABD-RUSYA arasında bir sıkışmışlık hali kendisini gösteriyor!” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak’ın haftalık raporunun tamamı şöyle:

İÇ POLİTİKA

1.İktidarın ‘yeni anayasa yapalım’ diyerek ortaya attığı gündemin, sahnelenen bir siyasi pandomim olduğu kendi söylemleriyle açığa çıktı.

DIŞ POLİTİKA

2.İktidar, S-400 sorunu konusunda ABD’yi ikna ve yaptırımlardan kurtulmak için “Model” arıyor!

3.Atina’da ‘Dostluk Forumu’ adıyla, TÜRKİYE KARŞITI yeni bir ittifakın temelleri atıldı.

4.Belçika parlamentosu, Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını ‘soykırım’ sayan bir kanun tasarısını, gündemine aldı. 

5.AB ile Rusya arasındaki tutuklu muhalif siyasetçi Aleksey Navalni krizi giderek tırmanıyor!

6.İsrail’in, körfez ülkeleriyle imzaladığı normalleşme anlaşmaları, İran ve Mısır’ı ekonomik-stratejik açıdan olumsuz etkilemeye başladı!

EKONOMİ

7.TÜİK, işsizlik azaldı diyor! Oysa TÜİK verileri karamsar bir tabloyu işaret ediyor!

8.İktidarı memnun etmeye çalışan TÜİK, GENİŞ TANIMLI işsizlik hesabına yanaşmıyor! Genç işsizlik yüzde 40,5’e yükseldi!

9.Hazine nakit dengesi yılın ilk ayında 26 milyar TL açıkla alarm verdi!

10.İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) hızla eriyor!

11.SGK’nın prim gelirleri eriyor, açıkları büyüyor. SGK iflasa sürükleniyor!

12.SpaceX ve Tesla gibi şirketlerin CEO’su Elon Musk’ın uydu internet şirketi Starlink, Türkiye pazarına girdi! 

13.2020 yılında cari açık, 36,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

‘ANAYASACILIK OYUNU’ SAHNELENDİĞİNİ APAÇIK GÖSTERDİ

1.İktidar sözcülerinin, ‘Yeniden Kuruluş Anayasası, yeni devlet kuruyoruz’ söylemleri, bir ‘Anayasacılık oyunu’ sahnelendiğini apaçık gösterdi. CB Erdoğan, tüm partilere ‘Yeni anayasayı gelin birlikte yapalım’ çağrısından iki satır sonra, çağrı yaptığı kesimlere ağır ithamlarda bulunarak, samimiyetsizliğini açık etti! Ceza İnfaz Kurumları İstatistikleri, iktidarın neden ülkenin gerçek gündeminden kaçtığının en somut tablosunu ortaya koyuyor!

İktidarın ‘yeni anayasa yapalım’ diyerek ortaya attığı gündemin, sahnelenen bir siyasi pandomim olduğu kendi söylemleriyle açığa çıktı. Cumhurbaşkanı geçen hafta AK Parti grubunda aynı konuşma içinde önce tüm siyasi partilere, üniversitelere, STK’lara, akademisyenlere, medya mensuplarına ‘Gelin hep birlikte yeni bir sivil anayasa yapalım. Cumhuriyet’in 100’üncü yılına, 2023’e yeni bir anayasayla gidelim’ dedikten iki cümle sonra, başta muhalefet partileri olmak üzere iktidar ittifakı dışındaki tüm partileri faşistlikle, darbecilikle, terör destekçiliğiyle itham etti.

En baştan itibaren iktidarın fiilen uyguladığı icraatlarıyla, demokratik-çağdaş-özgürlükçü-hukuk devletini ve bağımsız yargıyı önceleyen, güçlendiren bir anayasa derdinde olmadığını, böyle bir yaklaşımının söz konusu olamayacağını öngörüyordum.

Yine de böyle bir olasılığı dışlamamak, ortak akılla yeni bir anayasa için bir masa etrafında tüm kesimlerin TBMM çatısı altında bir araya gelmesi çağrısına fırsat ve zemin yaratmak için iyi niyetle yaklaşımı düşündük. Ancak CB Erdoğan’ın herkesi düşman, hain, terörist ilan eden tavrı, samimiyetsizliğini açığa çıkarttı. O da yetmedi cezaevlerindeki gazetecileri, siyasileri ajan-casus-terör örgütüyle irtibatlı-iltisaklı olmakla suçlayıp, kendisini yargı yerine koyarak hüküm verdi. Adalet Bakanı’nın, AK Parti grup başkanvekilleri ve sözcülerinin yaptıkları açıklamalar, zihinlerdeki bir başka niyeti ve yeni anayasa tartışmaları üzerinden toplumu ayrıştırma, Cumhuriyetle hesaplaşma planlarının kapalı kapılar ardında hazırlandığını sergiledi.

AK Parti sözcüleri hazırlanmasını hedefledikleri anayasanın ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ olacağını ifade ederken, bir AK Partili vekil ise ‘Yeni bir devlet kurulacağını, kurucusunun da CB Erdoğan olacağını’ ilan ediyor. Bu ülkenin kurucularını, istiklal savaşıyla, cumhuriyetle elde edilen kazanımları yok sayıp, yüzüncü kuruluş yıldönümüne hazırlanan bir devleti yeniden kurmak üzere anayasa yapma hayalinin ardında yatan gerçek düşünce ve plan nedir? Partisinin sözcüleri, vekilleri ‘yeniden kuruluş, yeni devlet kurma’ vaatleri sıralıyor.

Anayasanın ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ denilen maddelerinin de ortadan kaldırılması çağrılarına Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Cumhuriyet Savcıları suskun!

O nedenle iktidar zaten sayısal çoğunluğunun yetmediği bir tartışmayı başlatarak, bir ‘anayasacılık oyunu’ sahnelemek, toplumu da seyirci olarak konumlandırıp, ‘yeniden kuruluş, yeni devlet, din devleti, İslam devleti, Erdoğan devleti’ vb. ile yeni bir kavga, kamplaştırma, ayrıştırma ortamı yaratmaya hazırlanıyor.

Ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlü sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10,1 artarak 291 bin 546 kişiye çıkmış. Nüfusa oranla cezaevindeki tutuklu-hükümlü sayısında dünyanın ilk sıralarındayız.

Nüfusu 83,6 milyon olan Türkiye’de 2019’da her yüz bin kişinin 351’i hapiste. Yaş tasnifiyle rakamlara göre ise 2019’da 12 yaş ve üzeri her 100 bin kişiden cezaevinde olanlar 430’a çıkıyor. TÜİK on yıl önce bu sayının her 100 bin kişide 163 olduğunu söylüyor.

Yani 2010’dan bu yana her 100 bin kişilik nüfusta tutuklu ve hükümlü olarak cezaevine girenler yüzde 260 artmış! Suçlu-hükümlü sıralamasında dünya birincisi olan, Türkiye’nin yaklaşık 4 katı nüfusa sahip 300 milyonluk ABD’de ise her yüz bin kişinin 754’ü hapiste.

İlk sırada yüzde 15,2 ile hırsızlıktan hüküm giyenler yer alıyor. Hırsızları, yüzde 12,4’le yaralama, yüzde 7 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, yüzde 5,4’le İcra İflas Kanunu’na muhalefet ve yüzde 3,4’le cinayet suçluları izliyor.

Yani hırsızlık suçları patlamış. Uyuşturucu ticareti üçüncü sıraya yerleşmiş. Borcunu, kredisini, çekini, senedini ödeyemeyen icra-iflastan cezaevine girenler sıralamada ilk dörtte. Yükseköğrenim mezunların en çok işlediği suç ise yaralama!

Gerçek Türkiye tablosu, AK Parti iktidarının 19 yılda Türkiye’yi getirdiği, son 10 yılda ise daha da vahamete sürüklediği ülke gerçeği iktidarın emrindeki TÜİK’in rakamlarıyla böyle. Artık insanlar kuyumcu vitrinindeki sahte-imitasyon bileziği çalmak için hırsızlık yapıyor. Eve giren hırsızlar Ayçiçek yağı çalıyor.

Ülkenin gençleri işsiz, uyuşturucu batağı, ticareti her köşe başında… Esnaf, çiftçi, iş insanları icradan hapiste! Muhtarlıklar da icra tebligatları dağ gibi yığılmış vaziyette. İşte bu yüzden iktidarın Anayasacılık oynama çağrısının ardındaki gerçek niyeti, hesabı, biliyoruz, görüyoruz. Bu oyuna gelmeyeceğiz!

ABD-RUSYA ARASINDA BİR SIKIŞMIŞLIK HALİ KENDİSİNİ GÖSTERİYOR!

2.İktidar, S-400 sorunu konusunda ABD’yi ikna ve yaptırımlardan kurtulmak için model üstüne model arıyor. MSB Akar’ın ‘Girit modelini’ çözüm olarak gündeme getirmesi yeni bir manevra-mazeret arayışını çok net gösteriyor. Daha önce de Pakistan modelinden söz edilmişti. Rusya’dan gelen açıklamalarla birlikte düşünüldüğünde ABD-RUSYA arasında bir sıkışmışlık hali kendisini gösteriyor!

Joe Biden’ın ABD başkanlığı ile birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde de yeni bir dönem başladı. S-400’ler, Suriye, Doğu Akdeniz, demokrasi ve insan haklarına uzanan pek çok alanda gerilim yaşanıyor.

Birkaç ay önce ABD yaptırımları devreye girmek üzere iken iktidar kaynaklarına atfen medyasında S-400 ve F-35 sorununun çözümü için Pakistan Modeli ortaya atılmıştı. Pakistan Hava Kuvvetleri’ne satışında ABD’nin ayak sürüdüğü savaş uçakları için ABD subaylarının kontrolü altında uçakların kullanımı koşuluyla onay verilmesi gündeme getirilerek, S-400’lerin faal hale getirilmesi durumunda, F-35’lerle teknolojik sırların açığa çıkmasının önlenmesi için sistemlerin ABD askerlerinin denetim ve kontrolünde kullanılabileceği görüşleri ortaya atılıyordu. Yani ABD subayları denetiminde TSK S-400 faal iken F-35’i uçurmayacak,  F-35 uçarken de S-400 sistemi kapatılacak, Pakistan modeline göre. Bu TSK’nın öz güveni, onuru ve ulusal egemenlik adına kabul edilemez bir modeldi ve nitekim gündemden düştü.

Şimdi MSB Hulusi Akar, Girit modelini ortaya attı. Girit modeli, GKRY ve Yunanistan’ın Rusya’dan satın aldığı S-300 hava savunma sistemini kullanmaksızın Girit adasında depoda tutması, arada bir çürümesin diye aktive edip çalıştırdıktan sonra yine paketleyip, depoya kaldırması. MSB Akar zaten sistemin sürekli kullanılmasının, aktif olmasının söz konusu olmadığını, olası saldırı durumunda aktive edildiğini dolayısıyla ABD ile S-400 krizi ve yaptırım sorununun çözümü için Girit modelinin uygulanabileceğini ifade ediyor. F-35’lerin alımı artık konuşulmuyor bile!

İktidar 2,5 milyar dolara satın alınan S-400’ün depoda tutulabileceğini, buna karşılık da ABD’nin Kuzey Suriye’de YPG-PYD’ye desteği kesmesinin istenebileceğini kaydediyor. ABD ise bu model arayışlarına karşılık ‘duruşumuzda bir değişiklik yok’ cevabı verdi. Ya tümüyle vazgeçersiniz ya da Rusya’ya geri gönderirsiniz diyorlar.

Bu gelişmeler yaşanırken MSB Akar, Savunma Sanayi Başkanlığı’nın ABD ile Patriot Füze sistemi alımı için müzakere yürüttüğünü açıkladı. Yani yaptırımlardan kurtulmak için 2,5 milyar dolarlık S-400 paketlenip depoya atılacak, ABD’nin gönlünü almak için de bir 2-3 milyar dolar daha ABD’ye ödenip Patriot alınacak!

-Bilindiği gibi, Yunanistan’ın Girit’te bir depoda tuttuğu S-300’ler bugüne kadar bir-iki kez sadece tatbikatlarda kullanıldı. Sistem Yunanistan’ın NATO ayarlı hava savunma sistemine entegre edilerek veya tek başına amacına uygun şekilde hiç kullanılmadı. Yunanistan sistemi NATO ve İsrail askeri uzmanlarının incelemesine, kullanımına da açıyor. Rusya teknolojisinin incelenmesine izin veriyor.

Rusya parlamentosu Savunma Komisyonundan yapılan açıklamada CB Erdoğan’ın S-400 konusunda geri adım atmayacağına, ABD yaptırımlarına boyun eğmeyeceğine inanıldığı ve güven duyulduğu vurgulandı. Rusya ‘şayet ABD’nin dediğini yaparsanız bundan çok rahatsız oluruz, size olan güvenimiz sarsılır’ mesajı vererek iktidarı geri adım atmamaya çağırıyor.

-ABD S-400 için iktidara ‘taviz verin, sistemi kilitleyin ya da geri gönderin’ baskısıyla yaptırımları gündeme getirirken,

-Rusya ‘ABD’ye taviz verirseniz güvenimizi kaybedersiniz’ diyor.

Bu durumda iktidar içeriye dönük olarak MSB Akar’ın deyişiyle ‘Bu operasyonel bir sistem, sürekli aktif olmasına gerek yok, sadece saldırı anında aktive etmek yeterli zaten anahtarı bizde’ diyerek S-400’leri depoya kaldırarak ABD’yi memnun etmeye çalışacak.

Rusya’ya da ‘rahat olun sistemi ABD’nin görmesine izin vermeyeceğiz, ambalajında tutup arada sırada paslanmasın diye çalıştıracağız’ diyerek gönlünü almaya çalışacak.

ABD ve Rusya başkentlerinden gelen açıklamalara ve mesajlara bakıldığında, iktidarın ABD-Rusya arasında ciddi bir sıkışmışlık ve ne yapacağı konusunda kararsızlık içinde olduğu görülüyor.

ABD ve diğer NATO müttefikleri, Türkiye’de konuşlandırılacak S-400 sistemi üzerinden Türkiye’yi zorluyor. Dış politikada hesap edilmeden, öngörüsüz şekilde atılan adımlar, alınan kararlar, günü birlik değişen tavır ve tutumlar ülkemizi açmazlarla karşı karşıya bırakıyor. Bir kişinin talimatı ve arzusuyla atılan adımların ülkemize siyasi ve ekonomik faturası her geçen gün ne yazık ki ağırlaşıyor!

TÜRKİYE’Yİ TECRİT VE YALNIZLAŞTIRMA HEDEFİNİN SOMUT GÖSTERGESİ!

3.Atina’da ‘Dostluk Forumu’ adıyla yapılan toplantıyla TÜRKİYE KARŞITI yeni bir ittifakın temelleri atıldı. Yunanistan Başbakanı her ne kadar bu çatı altında bir araya gelen ülkelerin başka ülkeleri hedef almadığını, uluslararası hukuk temelinde buluştuklarını ifade etse de katılımcı ülkelerin profili ve büyük bölümünün Türkiye ile sorunlu, gerilim yaşayan ülkelerden oluşması, Türkiye’yi tecrit ve yalnızlaştırma hedefinin somut göstergesi!

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) girişimleri ve öncülükleriyle çatısı kurulan Akdeniz Dostluk Forumu ülkeleri ilk toplantılarını Yunanistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirdiler. Toplantıda yapılan konuşmalarda ve toplantı sonrasında yapılan açıklamada başka ülkelerin hedef alınmadığı, Akdeniz’de ‘dayanışma’ içinde olacakları vurgulansa da bu dayanışmanın Türkiye’ye karşı olacağı apaçık ortada!

Nitekim Dışişleri Sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada Türkiye ve KKTC’nin yer almadığı hiçbir oluşumun bölgede başarılı olamayacağı, dostluk ve işbirliği sağlayamayacağı belirtilerek Atina’da ‘Türkiye’ye karşı husumet forumu’ düzenlendiği ifade edildi.

Yunanistan’ın öncülüğünde, BAE, Mısır, GKRY, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın oluşturduğu ve hedefi Akdeniz’de Dayanışma olarak ilan edilen Dostluk Forumu’na, Fransa, Irak ve Ürdün’ün de katılması, İtalya’nın destek ve dayanışma mesajı iletmesi dikkat çekici! Dostluk Forumu’nda Akdeniz’de kıyısı olmayan BAE, Bahreyn, Irak ve Suudi Arabistan’ın da yer alması ise ayrıca sorgulanması gereken ve Türkiye’ye karşı yeni bölgesel ittifakın hazırlandığı izlenimini güçlendiren bir görüntü.

Bu organizasyon ve yeni oluşumla Ortadoğu, Körfez Bölgesi, Balkanlar ve Avrupa’nın geri kalanı arasında Yunanistan’ın köprü olarak hayati bir misyon üstlendiğini savunan Yunan hükümeti, gerçekte tüm bu bölgelerde Türkiye karşıtı ittifak oluşumlarına öncülük ediyor ve etkinliğini artırıyor.

Daha önce de Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail, İtalya ve Ürdün’ün yer aldığı EASTMED (Doğu Akdeniz Enerji Forumu) geçen yılın Ocak ayında Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu adıyla resmileştiğini duyurmuş, geçtiğimiz eylül ayında da bu ülkelerin katılımıyla düzenlenen resmi törenle bölgesel ve uluslararası statü kazanmıştı. Türkiye’yi dışlayan bu yapılanmada ABD, Fransa da gözlemci üye olarak yer aldı.

Üye ülkeler arasında enerji alanında işbirliğini öngören oluşumun nihai hedefi ‘Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa pazarlarına ulaştırılması için deniz altından boru hattı inşasını hayata geçirmek’ olarak açıklandı. Türkiye’nin üyeliğe davet edilmediği bu oluşumun ardından şimdi de Yunanistan’ın bu ülkelere Körfez bölgesinden ülkeleri, Türkiye’nin sınır komşusu Irak’ı da katarak Dostluk Forumu adıyla daha genişletilen bir yapılanmayı hayata geçirmesi kanımca pek de dostluk ve dayanışma ile izah edilemez.

Türkiye’nin daha bir ay önce Ankara’da ağırladığı, yeniden imar ve inşası için 5 milyar dolarlık katkıyla en büyük fon sağlamayı taahhüt ettiği Irak’ın da bu tabloda yer alması ayrıca düşündürücü ve dikkat çekicidir!

İNSANİ BOYUT GÖZ ARDI EDİLİYOR!

4.Belçika parlamentosu Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını ‘soykırım’ sayan bir kanun tasarısını gündemine aldı.  ABD’de yeni yönetim Uygurlar konusunda Çin yönetimini uyardı ve ağır yaptırımların gündemde olduğunu açıkladı. İktidarın muhtemelen ekonomik gerekçelerle Çin’e suskun kaldığı Çinli firmaların art arda aldığı montaj cep telefonu yatırımı kararlarıyla somutlaşırken, insani boyut göz ardı ediliyor!

Tüm dünya ülkelerinin giderek artan düzeyde tepki göstermeye başladığı Uygur Türkleri konusunda iktidarın her iki ortağı da sessiz. ABD ve AB’nin sert açıklamaları ve Çin’e yaptırım uygulamayı gündemlerine almalarına karşılık, Türkiye’de aylardır gösteriler yapan, kaçırıldığını öne sürdükleri kayıp aile üyelerinin bulunmasını talep eden Uygur Türkleri maalesef iktidarın gündeminde yer almıyor. Dünyanın önde gelen ülkelerinin Çin’e tepki göstermelerine karşılık, Uygur Türkleri, soydaş ülke olarak görüp sığındıkları Türkiye’nin sessiz kalmasını, Çin’e tepki göstermemesini eleştiriyorlar. 

Çin ile Suçluların İadesi Anlaşması imzalayan iktidar her ne kadar bunun rutin bir anlaşma olduğunu, benzer anlaşmaların pek çok ülke ile imzalandığını savunsa da Çin yönetiminin ısrarla bu anlaşmanın imzalanmasını istemesi ve Türkiye imzayı atar atmaz geçtiğimiz Aralık ayında Çin Halk Meclisi’in süratle anlaşmayı onaylaması önemli bir gelişme. Çin’in bu aceleci tavrı anlaşmanın hedef kitlesinin Uygur Türkleri olduğu iddialarını güçlendiriyor.

-İktidar gerek iç kamuoyunun gerekse uluslararası kamuoyunun ve kurumların tepkisinden, olası siyasi sonuçlarından çekindiği için anlaşmayı henüz TBMM gündemine getiremiyor!

Çin’in Uygur Türklerine yönelik uyguladığı asimilasyon politikalarına karşı en somut adımlardan birisi Belçika parlamentosu tarafından atıldı. Belçikalı milletvekilleri Samuel Cogolati ve Wouter de Vriendt tarafından hazırlanarak parlamentoya sunulan yasa tasarısında Belçika hükümetinin Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygur Türklerine yönelik uygulamalarının soykırım olarak tanıması öngörülüyor. Mart ayında görüşüleceği belirtilen tasarının parlamentoda kabul edilmesi halinde Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki zorla çalıştırma, asimilasyon uygulamalarına yönelik olarak Belçika yasalarında düzenlemelere gidilecek.

Hazırlanan tasarının gerekçesinde: “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 1 milyondan fazla Uygurun yeniden eğitim kampı adı verilen yerlerde hapsedilmiş, işkence görmüştür. Kadınlara tecavüz edilmiş, bazıları zorla kısırlaştırılmış, çocuklar zorla ailelerinden alınmıştır. Bu dehşetin adını soykırım olarak koyma zamanı gelmiştir.” deniliyor.

-Tasarının kabul edilmesi halinde ABD’nin ardından ikinci bir ülke daha Çin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarını soykırım sayan bir karar almış olacak.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl Türkiye Varlık Fonu (TVF) ile Çin İhracat Finansman ve Sigorta Garanti Kurumu Sinosure arasında 5 milyar dolarlık anlaşma imzalanmıştı. Anlaşma ile Çin şirketleri, müteahhitleri Türkiye’de yatırımlara ortak olacak, şirket hissesi ya da satın almalar yapacak, madencilik, enerji, altyapı vb. konularda yatırımların ihalelerine katılacak. Son olarak çıkartılan CB kararı ile getirilen teşviklerle cep telefonu parçalarının demonte vaziyette ithali ve Türkiye’de montajı teşvik belgesi koşuluyla yerli üretim kapsamına alınarak Ağustos ayı sonuna kadar ithalatı serbest bırakılmıştı.

Bu kararın hemen arkasından geçtiğimiz iki hafta içinde Çin akıllı cep telefonu üreticileri Xiaomi, Oppo markaları İstanbul ve Kocaeli’nde ‘montaj ucuz akıllı telefon üretimine’ başlayacaklarını açıkladılar. Bir anlamda yılda 12 milyon ve üzerinde cep telefonunun satıldığı Türkiye pazarı Çinli üreticilere ardına kadar açılmış oldu. Yakında diğer Çinli üreticilerin de teşvikli montaj telefon tesisi kuracakları kaydediliyor.

İktidarın temel insan hakları, insanca muamele, asimilasyon iddiaları konusunda Çin’i uyarması, UYGURLARA SAHİP ÇIKMASI VE BU YÖNDE BİR TAVIR SERGİLEMESİ konunun çok önemli ve göz ardı edilmemesi gereken insani bir boyutudur!

BÖYLE BİR GELİŞME, TÜRKİYE-RUSYA VE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNE DE YANSIYACAKTIR!

5.AB ile Rusya arasındaki tutuklu muhalif siyasetçi Aleksey Navalni krizi giderek tırmanıyor. AB Dışişleri Bakanları 22 Şubat’ta yapacakları toplantının gündemine Rusya’ya ek yaptırımların da alındığını duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB’den ek yaptırım gelmesi halinde AB ile ilişkileri sonlandıracaklarını açıkladı. Böyle bir gelişme, Türkiye-Rusya ve Türkiye-AB ilişkilerine de yansıyacaktır!

22 Şubat’ta yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde; Ukrayna krizi ve Kırım’ın ilhakı nedeniyle Rusya’ya karşı halen uygulanan yaptırımların dışında, Navalni krizi nedeniyle bazı ek yaptırımların değerlendirileceği duyuruldu. Bunlar arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın bazı isimlerin ve iş insanlarının AB’deki banka hesaplarının dondurulması ve AB’ye giriş yasağının getirilmesi de yer alıyor. Almanya ve Fransa’dan ek yaptırım kararı alınmasına destek geldi.

Putin’e muhalif siyasetçi Aleksey Navalni’nin Moskova’da havaalanında gözaltına alınarak tutuklanması Rusya’da Navalni yanlılarının protesto gösterilerine yol açtı. Navalni’nin göstermelik bir yargılama ile tutuklandığını, yapılan protesto gösterilerine polisin çok sert müdahale ettiğini ve 11 bin kişinin haksız yere gözaltına alındığını öne süren AB liderleri, Rusya’ya yaptırım uyarısında bulunmuştu.

Rusya bu uyarıları içişlerine müdahale olarak nitelendirip aralarında Almanya, Polonya ve İsveç’in de yer aldığı bazı AB diplomatlarını sınır dışı etmişti. Moskova’ya giden AB Güvenlik Politikaları ve Dış İlişkiler komiseri Josep Borrell’in Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmeden de somut bir sonuç elde edilemedi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un ek yaptırım kararı alınması halinde AB ile ilişkileri tümüyle kesme tehdidine AB’den henüz resmi bir karşılık verilmedi.

AB’nin Rus doğal gazına geniş çaplı bağımlılığını sürekli gündeme taşıyan ABD, bunun NATO ve Avrupa güvenliği açısından büyük risk olduğu tezini ortaya atıyor. ABD’nin bu yaklaşımının perde gerisinde ise son dönemde üretimini büyük ölçüde artırdığı kaya gazı ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) satışında Avrupa pazarındaki payını artırmak ve Rusya’yı devre dışı bırakmak yatıyor.

Rusya’nın AB’yi doğalgaz üzerinden tehdit etmesi, gaz akışını kısması ABD’yi memnun edecek, tezini destekleyecektir. Bunun için de Rusya’nın bu yola başvurmayacağı kanısındayım. 22 Şubat’taki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı2ndan çıkacak kararlar Türkiye için de önem arz etmektedir.

İSRAİL-İRAN BORU HATTI, MISIR’IN KANAL GEÇİŞ GELİRLERİNDE CİDDİ GERİLEMEYE YOL AÇACAKTIR!

6.İsrail’in, başta BAE olmak üzere körfez ülkeleriyle imzaladığı normalleşme anlaşmaları, İran ve Mısır’ı ekonomik-stratejik açıdan olumsuz etkilemeye başladı. BAE-İsrail arasında imzalanan Red-Med enerji anlaşmasıyla, petrol ihracatında Süveyş kanalına alternatif olarak gündeme gelen, Şah döneminden kalma İsrail-İran boru hattı, Mısır’ın kanal geçiş gelirlerinde ciddi gerilemeye yol açacaktır!

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UAE) rakamlarına göre Süveyş Kanalı, Irak ve Suudi Arabistan’ın 3,9 günlük milyon varillik petrolünün yanı sıra BAE, Bahreyn, Kuveyt gibi körfez ülkelerinin de günlük 2,5 milyon varillik petrolünün taşındığı kritik bir güzergâh. BAE ile İsrail arasında imzalanan enerji anlaşması ise Süveyş’ten akan körfez petrolünün önemli bir bölümünün İsrail üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması ve Mısır’ın Süveyş kanalından elde ettiği yıllık 5,5-6 milyar dolar tutarındaki geçiş ücreti gelirinin azalmasını gündeme getirdi.

İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında Abraham Accords (İbrahim Anlaşması) adıyla geçtiğimiz eylül ayında eski ABD Başkanı Trump’ın da katılımıyla imzalanan normalleşme anlaşmaları sonrasında İsrail-BAE ilişkileri yeni anlaşmalarla hızlı bir şekilde ilerliyor. İkili ticaret ve yatırım anlaşması, ortak yatırım fonu kurulması anlaşmalarını İsrail-BAE Enerji ve Petrol Boru Hattı anlaşması izledi.

İran’da Şah yönetimi döneminde 1968 yılında İsrail ile imzalanan anlaşma çerçevesinde kurulan Avrupa-Asya Boru Hattı Şirketi Kızıldeniz’deki Eliat limanı ile İsrail’in Akdeniz’deki Ashkelon limanı arasında boru hattıyla taşınacak İran petrolünün petrolün buradan Avrupa’ya pazarlanmasını öngörüyordu. Günlük 600 bin varil petrol taşıma kapasitesine sahip boru hattının yanı sıra 23 milyon varillik de depolama tesisi mevcut. O dönemde İsrail-İran ortaklığında kurulan şirketin inşa ettiği boru hattı İran’da Şahın devrilmesi ve Humeyni’nin 1979’da yönetime gelmesiyle atıl hale geldi ve şirketin İran’a ait hisseleri de İsrail tarafından bedelsiz olarak devletleştirildi.

İşte İsrail ile BAE arasında imzalanan enerji işbirliği anlaşması kapsamında yer alan Red-Med (Red Sea-Meditrranien/Kızıldeniz-Akdeniz) petrol protokolü ile BAE petrolünün bir bölümünün Avrupa-Asya Petrol Boru Hattı Şirketi’nin ve bu şirkete Eliat-Ashkelon limanları arasındakü güzergâh üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda mutabakata varıldı. 1 milyar dolar tutarında olduğu açıklanan bu petrol taşımacılığı anlaşmasıyla İsrail-BAE normalleşmesi ileri bir boyuta taşınırken, İsrail’in Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesindeki petrol üzerindeki etkinliği de güçlendi.

Mısır’ın Süveyş Kanalı geçiş gelirlerinin azalacağı gerekçesiyle bu anlaşmadan rahatsız olduğu, Suudileri devreye sokarak BAE’nin anlaşmadan vazgeçmesini sağlamaya çalıştığı ancak istediği sonucu alamadığı anlaşılıyor. Çünkü İsrail ve BAE, Red-Med Petrol Anlaşması’nın onaylandığını resmen ilan ettiler.

Körfez ülkelerinden Süveyş kanalı üzerinden Avrupa’ya taşınan petrol miktarı 2,5 milyon varil. BAE’nin petrol ihracatı ise yüzde 80’den fazlası Japonya, Hindistan ve Çin’e olmak üzere günlük 3 milyon varil düzeyinde. Dolayısıyla BAE’nin Avrupa’ya yönelik petrol satışı önemli bir miktar olmasa da şimdi anlaşma ile bu petrolün günlük asgari 600 bin varili İsrail’in Avrupa-Asya Petrol Boru Hattı Şirketi aracılığıyla, Avrupa’ya ulaştırılacak.

Şirketin 23 milyon varillik depolama tesislerinin de sahibi olduğu dikkate alındığında İsrail bölgede ve körfez ülkelerinin petrol ticareti açısından önemli bir konuma gelecek. İlk aşamada BAE ile yapılan bu ön anlaşmaya yakında petrol ihracatçısı diğer körfez ülkelerinin de katılacağı, BAE’nin bu yönde lobi yürüttüğü İsrail ve Arap medyasında dile getiriliyor.

Mısır açısından önemli bir ekonomik kayba yol açacak bu gelişme ile Süveyş kanalı üzerinden yapılan petrol taşımacılığında günlük 600 bin varil azalma olacağı İsrail’in boru hattı kapasitesini artırma projelerini hayata geçirmesiyle bu miktarın daha da artacağı açık. Nitekim ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlıkları Eliat-Ashkelon boru hattı ve Red-Med Petrol anlaşmasına 3 milyar dolarlık finansal destek sağlanacağını, projenin genişletilerek kapasitesinin artırılmasının destekleneceğini açıkladı. ABD’nin ayrıca Suudi Arabistan ile diğer körfez ülkelerine de petrol satışlarının bir bölümünü bu hat üzerinden yapmaları için telkinde bulunduğu, baskıya başladığı belirtiliyor.

ABD’nin İran’a karşı körfezdeki Arap ülkeleriyle İsrail’i aynı şemsiye altında toplama, İran’ı tecrit etme politikasının, Mısır’a ciddi bir bedel çıkarttığı anlaşılmaktadır. Normalleşme anlaşmalarının devamı için, Mısır’ın olası kayıplarının diğer zengin körfez ülkeleri tarafından sağlanacak finansal destekle kapatılması bu çerçevede bir mutabakat arayışına girilmesi beklenebilir.

Şayet böyle bir katkı olmaması Arap ülkeleri arasında petrol ticareti ve taşımacılığı üzerinden yeni çıkar çatışmalarını, yeni bloklaşmaları da beraberinde getirebilir. Dolayısıyla yakın dönemde Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesinde BAE-İsrail Red-Med Enerji Anlaşmasının bir takım siyasi ve ekonomik yansımalarının ortaya çıkması, bazı anlaşmazlıkların gündeme gelmesi şaşırtıcı olmaz.

2 GENÇ KADINDAN BİRİSİNİN İŞSİZ OLMASI, KARAMSAR BİR TABLOYU İŞARET EDİYOR!

7.TÜİK, işsizlik azaldı diyor! Oysa TÜİK verileri, umudunu yitirenlerin ve ne işte ne eğitimde olan gençlerin sayısındaki korkunç artışı, kadınlarımızın çalışma yaşamından dışlandığını, eğitimli genç kadın işsizlerin yüzde 50’ye dayandığını gösteriyor. Kadınlarımız bir yandan öldürülüyor bir yandan toplumsal, sosyal ve ekonomik hayatın dışına itiliyor! Çalışma çağındaki her 2 genç kadından birisinin işsiz olması, karamsar bir tabloyu işaret ediyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım 2020 döneminde işsiz sayısının 303 bin kişi gerileyerek 4 milyon 5 bin kişiye indiğini açıkladı.

TÜİK’in 2020 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 2020 yılında Türkiye nüfusu 83 milyon 614 bin 362 kişiye ulaştı. Nüfusumuzun yüzde 49,7’sini erkekler, yüzde 50,3’ünü kadınlarımız oluşturuyor. Buna rağmen çalışma hayatı ve istihdam da hızla kadınlarımız yok oluyor. Nüfusunun yüzde 50’sinden fazlasının beyin ve emek gücünü ihmal eden bir ülkenin refahı yakalaması olanaksızdır. Yaşları 15-29 arasında olan genç nüfus 17,8 milyon.

-Eğitimde olan gençlerin sayısı 5,4 milyon,

-Çalışma hayatında olan gençlerin sayısı 5,1 milyon,

-Hem çalışan hem de eğitime devam edenlerin sayısı 1,7 milyon kişi.

Bu kategorilerin dışında kalan 5,7 milyon genç ise TÜİK’e göre Ne İstihdamda Ne Eğitimde olanları (NENİ- NEET Not in Education, Employment or Training) kapsıyor. Diğer deyişle çalışmayan, okumayan, boşta olan 15-29 yaş grubu gençler tam 5,7 milyon kişi. Toplam nüfus içinde ne eğitimde ne işte olanların genel oranı yüzde 31 olarak karşımıza çıkarken, kadın nüfus açısından bakıldığında ne eğitimde ne işte olanlar ülke ortalamasının çok üzerinde.

Türkiye ortalaması yüzde 32 olan NENİ, 15-29 yaş grubu erkeklerde yüzde 21,3 iken kadınlarda yüzde 43’e ulaşıyor. Özellikle 25-29 yaş grubu kadınlarda tablo daha da ağırlaşıyor ve bu yaş grubunda 1 milyon 756 bin kişiye oranı da yüzde 56,1’e yükseliyor.

CB Hükümet Sistemine geçişin her alanda yarattığı ağır tahribatın en somut yansıması NENİ kapsamındaki gençlerin sayısının olağanüstü artışıyla da kendisini gösteriyor. 24 Haziran seçimleriyle yeni yönetim sistemine geçilen 2018’de ne işte ne eğitimde olan gençlerimizin sayısı 4,9 milyon iken, 2019 yılında 5,2 milyona, Kasım 2020’de 5,7 milyon kişiye ulaştı. CB Erdoğan’ın gençlere yeni anayasa armağan etme vaadi, AY’a seyahat ve ‘sert iniş’ projeleri her güne umutsuz ve ana-babasından harçlık istemenin utancıyla uyanan gençlerimizde hiç bir heyecan yaratmıyor!

8.Aylardan bu yana hem istihdam edilenlerin hem de işsizlerin birlikte azalıyor olması, haklı olarak TÜİK’in güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oluyor! Bir yanıyla bu ilginç durumun gerek işgücüne katılımın azalması gerekse işten çıkartma yasaklarından kaynaklandığı düşünülse de TÜİK’in tüm eleştirilere karşı sessiz kalması dikkat çekiyor! İktidarı memnun etmeye çalışan TÜİK, GENİŞ TANIMLI işsizlik hesabına yanaşmıyor!

TÜİK’e göre Kasım 2020 döneminde yüzde 25,4 olan resmi genç işsizlik oranının, geniş tanımlı olarak hesaplandığında yüzde 40,5’e yükseldiğini, cinsiyete göre ise Kasım 2020 dönemi geniş tanımlı işsizliğin kadınlarda yüzde 49,8, erkeklerde yüzde 34,8 olduğu görülüyor.

%            Genç İşsizlik Oranı           Geniş Tanımlı

Genç İşsizlik Oranı (Genel)          Geniş Tanımlı Genç İşsizlik Oranı (K)        Geniş Tanımlı Genç İşsizlik Oranı (E)

                2019      2020       2019      2020      2019      2020      2019       2020

Kasım    24,5       25,4        31,5       40,5       40,2       49,8       26,3        34,8

TÜİK’in gerçekte işsiz olup işsiz saymadıklarıyla birlikte gerçek işsizler 10 milyonun üzerine çıktı.

Açıklanan TÜİK verileriyle işsizlik kasım ayında 0,4 puanlık düşüşle yüzde 12,9 olurken, resmi işsiz sayısı 303 bin kişi azalarak 4 milyon 5 bin kişiye geriledi. Buna karşılık istihdam edilenlerin (çalışanların) sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 103 bin kişi azaldı.

TÜİK, gerçekte işsiz olan milyonlarca kişiyi, ‘çalışabilecek durumda olduğu halde iş aramayanlar, umudunu yitirdiği için iş aramayanlar, çalışma çağında olduğu halde işgücüne dahil olmayanlar, ev işleriyle uğraşmayı tercih edenler’ gibi tasniflerle işsiz sayısına dahil etmiyor.

-Oysa TÜİK rakamlarında bu tasnifler altında sayılan ve işsiz olduğu halde resmi işsiz sayısına dahil edilmeyenlerin toplamı 4 milyon 832 bin kişiye ulaştı!

TÜİK’e göre geçen yılın kasım döneminde yüzde 45,6 olan istihdam oranı bu yılın kasım döneminde 3 puanın üzerinde gerileyerek yüzde 42,9’a indi.

-Bu oranın çok daha da aşağı inmemesinde gözden kaçan unsur, iktidarın kamuya yoğun şekilde personel alımları yapması! TÜİK’in yayınladığı rakamlar 2019 Kasım ayında 4 milyon 644 bin olan kamuda istihdam edilenlerin, bu yıl 148 bin kişi artarak 4 milyon 792 bin kişiye yükseldiğini gösteriyor.

Pek çok işyeri kapanırken, milyonlarca kişi işten çıkarılıp ücretsiz izne gönderilirken ve gelirden yoksun kalırken bir yılda her ay ortalama 13 bin 500 kişi kamu kuruluşlarına, devlet dairelerine, bakanlıklara işe alınmış.

Dolayısıyla, TÜİK’in gerçekte işsiz oldukları halde işsiz saymadıklarıyla birlikte işsizlik oranı yüzde oranı açıklanan yüzde 12,9’un çok üzerinde. Yüzde 28-30 düzeyine dayanırken gerçek işsiz sayısı da 10 milyonu aşıyor.

Özellikle istihdam pastasından, çalışma hayatı ve ekonomik üretimden kadınlarımızın aldığı pay, toplumsal-sosyal yaşamdaki yerleri hızla geriliyor. Nüfus artış hızındaki yüzde 50’yi aşan gerileme, kadınların doğum veya çocuk sahibi olma gibi nedenlerle değil doğrudan ekonomik yaşamdan ve üretimden dışlandıklarını açık şekilde ortaya koyuyor.

CB Erdoğan, gençlik, eğitim, aile, kültür alanında 19 yıllık iktidarlarında yeterli gelişmeyi sağlayamadıklarını, başarılı olamadıklarını bu konuda özeleştiri yaptıklarını söylüyor.

-Doğrudur; 19 yılda geleceği yok edilen, iş bulmaktan, ekonomik özgürlükten umudunu kesen artık eğitimden de çalışmaktan da vazgeçen milyonlarca genç yarattılar.

-CB Erdoğan; Üniversite sayısını 76’dan 207’ye çıkarttıklarını, 8,6 milyon üniversiteli genç olduğunu, Almanya Başbakanı Merkel’in bunu duyunca şaşırdığını söylüyor!

Pek çok Avrupa ülkesinin, Almanya’nın iki katı üniversite ve bazı Avrupa ülkelerinin nüfusundan daha fazla üniversiteli gencimiz var. Ancak TÜİK’in bile gizleyemediği tabloda görünen gerçek; bu gençlerimizin, genç kızlarımızın, iktidarın 19 yıllık politikalarıyla bir an evvel bir Avrupa ülkesine, yurt dışına gitmeyi, orada kendilerine insanca bir hayat kurmayı hayal eder hale gelmiş olmasıdır! Merkel bunu biliyor mu?

9.Hazine nakit dengesi daha yılın ilk ayında 26 milyar TL açıkla alarm verdi. Ocak ayındaki bu hazine nakit açığı tutarı, yılın kalanı için bütçe dengeleri ve faizlerin ulaşacağı noktalar açısından çok ciddi bir uyarı göstergesidir. Merkez Bankası rezervlerinin erimeye devam ettiği, eksi 50 milyar dolar düzeyine indiği bir aşamada açıklanan hazine verileri, gerek TL gerekse döviz cephesindeki tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır!

Ocak 2021 Hazine Nakit Dengesi verileriyle daha yılın birinci ayında 26 milyar TL nakit açığının verilmiş olması büyük bir tehlikenin habercisidir. Geçen sene ocak ayında 22,7 milyar TL fazla verilmişken, bu yıl 26 milyar TL açıkla birlikte daha ilk ayda bütçede 48,7 milyar TL toplama ulaşan bir dengesizliğin ortaya çıktığı anlaşılıyor.

Geçtiğimiz yıl Merkez Bankası Genel Kurulu öne çekilerek, Ocak sonunda yapılmış ve olağanüstü genel kurul kararıyla MB kârı ve yedek akçe olmak üzere toplam 48 milyar TL yılın ilk ayında bütçeye aktarılmıştı.

Şimdi böyle bir dış takviye yapılamayınca 22,7 milyar TL’lik fazla, bu yıl 26 milyar TL açığa dönüştü. Anlaşıldığı kadarıyla eski yönetimin görevden uzaklaştırılmasıyla atanan yeni Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı, MB kaynaklarının bu şekilde kullanımına sıcak bakmadıkları için bu aktarma ve olağanüstü genel kurul yapılması gerçekleşemedi.

Ocak ayında ortaya çıkan 48,7 milyar liralık bu nakit savrulması, 12 aylık toplam nakit bütçe açığının da geçtiğimiz aralık ayındaki 181,9 milyar TL açıkla birlikte toplamı 230,7 milyar liraya ulaşan olağanüstü bir nakit açığına işaret ediyor.

Ayrıca ocak ayında faiz dışı dengenin 4,9 milyar TL açık vermesiyle birlikte 12 aylık toplam faiz dışı nakit bütçe açığı da önemli ölçüde artarak Aralık ayındaki 65,6 milyar lira tutarından 100,8 milyara sıçradı.

MB Genel Kurulunun bu sene zamanında yapılması yaklaşımı doğru bir tavır. Dolayısıyla Nisan ayında yapılacak genel kurulda aktarılacak kâr bir nebze de olsa hazineyi ve bütçeyi bir aylık da olsa rahatlatacaktır. Ancak geçen yıl MB’den bütçeye aktarılan toplam 48 milyar liralık kâr+yedek akçeye karşılık, bu yıl kanımca bu tutarın oldukça altında kalınacak. Nedenine gelince döviz kurları yükselirken, kurları dizginlemek için eski yönetimin 128 milyar dolar satarak MB rezervlerini adeta sıfırlaması, MB’nin kur artışı kaynaklı muhtemel yüksek kâr ihtimalini de sıfırlamış durumda.

MB’nin döviz pozisyonun rezerv erimesi nedeniyle eksiye dönmesi sonrasında muhtemelen bu yıl aktarılacak kâr da 20 milyar TL düzeyinde veya bir miktar altında olacaktır.

Geçen yılın ocak ayına göre bu yıl yüzde 21,1 artan harcamalarda 96,6 milyar faiz dışı harcamalara, 21 milyar ise faiz ödemelerine gitmiş. Buna rağmen faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 8 olurken, faiz harcamalarındaki artış ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 179 olmuş. Sadece bu iki oran bile faiz ödemelerinden ötürü bütçede çok büyük bir kanama olduğunun göstergesi.

Ocak ayı nakit bütçesinde finansman boyutuna bakıldığında 26 milyar açığın neredeyse tamamı TL karşılığı 25,3 milyar lira olan net dış borçlanma ile finanse edilmiş görünüyor. Bilindiği gibi Hazine bu yıl için 10 milyar dolar olarak açıkladığı yıllık dış borçlanma hedefinin 3 milyar dolarını, yani yaklaşık üçte birini ocak ayında gerçekleştirdi. Ardından Şubat-Nisan döneminde ise 120 milyar liraya varan tutarda yeni iç borçlanma öngören hazine borçlanma programı açıklandı. Bu da hazinenin bütçe finansmanı için tüm enerjisini borçlanmaya vereceğini gösterdi. Kaldı ki Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan son açıklamalarında 2021 yılı borç çevirme hedeflerinin yüzde 120 olduğunu dile getiriyor. Yani bütçeye göre bu yıl geri ödenecek 499 milyar TL iç borcun yüzde 20 fazlası tutarında yani 89,8 milyar daha ilave borçlanmaya gidilecek. Bu ise hazinenin 449 milyar iç borcu ödemek için 541 milyar TL’yi piyasalardan çekerek, yeni borçlanmaya gitmesi demek.

Bunun da anlamı, artan kamu açığı ve hazinenin bu açığı borçlanarak finanse etmeye çalışmasıyla faizler yüksek kalmaya hatta daha da yükselmeye devam ederken, aynı zamanda var olan kaynaklar da hazine borçlanmasıyla ve yüksek faizle piyasadan çekilecek.

-Reel sektöre, sanayiciye, yatırımcıya kredi olarak verilecek bir kaynak kalmayacak. Bu da ekonomide daralmayı, işsizlik artışını, yatırımsızlığı beraberinde getirecek.

İktidar tamtakır bütçe, hazine ve MB kasasının çaresizliğini yaşıyor. Ülkenin ve halkın bugünkü yakıcı sorunlarına dönük çözümleri dile getirmek, kaynakları ortaya koymak yerine, sürekli olarak 2023’ü işaret ediyor. Ay’a seyahat, uzay gemisi, uzayda liman, uzaya gidecek ilk Türk’e isim kampanyası, 2023’te yeni anayasa, 2023’te yüzde 5 enflasyon, 2023’te yerli elektrikli otomobil vb. pazarlamasıyla gündem oluşturmaya, ağır sorunların ve yaşam koşullarını örtmeye çabalıyor. 

10.İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) hızla eriyor. İSF’nin nakit fon varlığı geçtiğimiz Nisan ayından bu yana kapanan işyerleri, kısa çalışma ödeneği, nakdi destek ödemeleri ile birlikte 35,5 milyar TL azaldı.

Salgın sürecinde alınan kararlarla ödeme yükümlülükleri artan, aynı zamanda kamu bankalarına da kaynak aktarımında kullanılan İSF’nin nakit varlıklarındaki erime 40 milyar TL’ye doğru gidiyor. Kapanan işyerlerinde çalışanlara yönelik olarak geçen yıl nisan ayında başlatılan kısa çalışma ödeneği ödemeleri ve sonrasında işten çıkartma yasağına rağmen ücretsiz izne çıkartma yolunun açılmasıyla bu durumdakilere yapılan nakdi destek ödemeleri İSF’nin kaynaklarını eritti. 2020 yılı Nisan ayında işsizlik sigortası menkul kıymet ve nakit fon varlığı tutarı 133 milyar 222 milyon TL ile en yüksek seviyesine ulaşmış iken geçen 9 ayda hızla azalmaya başladı. İŞKUR’un verilerinde 9 Şubat 2021 itibarıyla İSF’nin varlığı 97 milyar 680 milyon TL’ye geriledi. İSF barlıkları 9 ayda 35 milyar 541 milyon TL azaldı. İŞKUR istatistiklerine göre, 2020 Nisan ayından bu yana kısa çalışma ödeneği toplam ödeme tutarı 29 milyar 484 milyon TL oldu.  Kaldı ki milyonlarca işyerinin kapalı olması, çalışanlar ve işveren adına fona yapılan ödemelerin kesilmesi, İSF’ye kaynak girişini hızla azaltırken, fonu net ödeyici durumuna getirdi.

İşini kaybeden çalışanların işsiz kaldıkları sürede güvencesi durumunda olan İSF kaynaklarını daha önce kamu bankalarının sermaye açıklarını takviye için kullanan iktidar, İSF’ye iade edileceğini açıkladığı 12 milyar TL’yi aşan bu iadeyi yapmadığı gibi salgının tüm sosyal yükünü de milyonlarca çalışanın dar gündeki güvencesi İSF’nin üzerine yıkıyor!

11.SGK’nın prim gelirleri eriyor, açıkları büyüyor. Çalışan ve emeklilerin sosyal güvenlik, sağlık güvencesi SGK’da alarm zilleri çalıyor. İktidar, uzun süredir hazine desteğiyle ayakta duran, açıkları hazinenin aktardığı 200 milyarı aşkın kaynakla kapatılan SGK’yı, hızla iflasa sürüklüyor!

Sözde SGK’nın aktüeryal dengelerinin bozmamak için 5 milyon EYT’liyi emekli etmekten kaçan iktidar, özel hastanelere, Şehir Hastanelerine sürekli kaynak aktaran, ödeme yapan bir konuma getirdiği SGK’nın açıklarını sürekli şekilde hazineden yapılan ödenek aktarımlarıyla kapatmaya çalışıyor. Ancak son rakamlar bunun sürdürülemez bir noktaya doğru gittiğini, iktidarın İSF gibi çalışanların yaşlılık, emeklilik, sağlık güvencesi SGK’yı da iflasın eşiğine getirdiğini gösteriyor.

SGK verilerine göre 2020 yılı kasım ayı sonu itibarıyla aktif sigortalı çalışan sayısı 20 milyon 441 bin kişi. Beş yıl önce 2015’te bu sayı 19 milyon 217 bin kişiydi. Yani beş yılda aktif sigortalı çalışan, prim ödeyen sayısı her yıl sadece 220 bin kişi olmak üzere sadece 1,2 milyon artmış. İşsiz sayısının kasım ayı itibarıyla 10 milyonu aşmış olması da SGK’nın aktif prim ödeyen çalışan sayısının neden artmadığını somut şekilde ortaya koyuyor. Buna karşılık aynı beş yıllık dönemde SGK’dan emekli aylığı alanların sayısı 1 milyon 870 bin kişi artmış. Yani beş yıllık dönem itibarıyla SGK’lı aktif çalışan sayısı yılda 220 bin kişi artarken, emekli aylığı alanların sayısı yılda 375 bin kişi artmış.

SGK’nın geçen yıl kasım sonu itibarıyla 11 ayda 314 milyar emekli aylığı, 121 milyar sağlık harcaması olmak üzere yaptığı toplam ödeme tutarı 435 milyar TL. Çalışan aktif prim ödeyenlerden kesilen primler ve SGK’ya tahsis edilen bütçe ödeneği bunu karşılamadığı için hazineden SGK’ya aktarılan tutar 11 ayda toplam 232 milyar TL! Yılsonu verileri açıklandığında aktarılan tutarın 250 milyarın üzerine çıkması yanında, bu yıl hazineden SGK’ya aktarılacak tutarın ise 400 milyara ulaşması söz konusu.

ILO ortalamalarında ve sağlam sosyal güvenlik sistemlerine sahip ülkelerde 4 çalışan 1 emekliyi finanse ederken, SGK’nın Kasım 2020 itibarıyla görünen tablosunda Türkiye’de 1,7 çalışan 1 emekliyi finanse ediyor. Emekli maaşları çok düşük tutulmasına, geçtiğimiz yıl yüzde 3, bu yıl 8 artırılmasına karşılık açıklar büyüyor. Bunun nedeni emekliden esirgenen maaş artışı, insanca aylık yerine özelleştirilen sağlık sistemi, özel hastane zincirleri, Şehir hastanelerine aktarılan yüz milyarlarla SGK özel sağlık kurumlarının finansörü haline getirilmiş durumda. İktidar tarafından kapatılan SSK ilaç fabrikası, SSK hastaneleri sonrasında özel sağlık kuruluşlarına, Şehir hastanelerine mecbur edilen SGK’lılar için SGK bu kurumlara olağanüstü ödemeler yapmak zorunda kalıyor.

Çalışan sayısı azalırken, işsiz sayısı artıyor. Çalışma çağındaki gençler iş bulamadığı istihdam azaldığı için SGK’lı sayısı ve prim gelirleri hızla düşüyor. TÜİK’in son verisiyle nüfus artış hızı da geriliyor. Dolayısıyla yakın gelecekte yaşlı nüfus daha da artacak, emekli sayısı daha da artacak ve bu sistemi finanse edecek çalışan sayısı emekli sayısından daha az olacak.

Türkiye bu iktidarın politikalarıyla çalışanına ve emeklisine insanca yaşayabileceği imkanı sağlayamayan, çalışanlarına ve emeklilerine insan gibi maaş veremeyen, onların sırtından ve SGK üzerinden bir avuç kişiyi zengin eden bir yoksullar ve yaşlılar ülkesi haline gelecek..

12.İktidar, Elon Musk’ın uydu internet şirketi Starlink’e Türkiye pazarını açtı. Aylık abonelik başlangıç ücreti tüm dünyada tek fiyat olmak üzere 99 dolar (703 TL) olarak açıklandı. Dünyada en yavaş- en pahalı internete mahkûm edilen Türkiye’de, milyonlarca hanede internet yok iken Musk’ın şirketine Türkiye internet piyasasında abone toplama imtiyazı verilmesi, birilerinin zengin edilmesinden öte bir şey değildir.

Güney Afrika asıllı ABD’li iş insanı Elon Musk, sahibi olduğu SpaceX şirketi üzerinden Türk haberleşme uydularını fırlatarak elde ettiği kazançlarına şimdi de Türkiye pazarının Starlink Uydu internet pazarlamasına açılmasıyla yeni kazançlar ekleyecek. Dünya çevresine 2027 yılına kadar yerleştirilecek 12 bin uydu ile tüm dünya ülkelerine olağanüstü hızda uydu internet servisi sağlayacağı duyurulan Starlink, abone talebine göre internet uydu sayısını 42 bine kadar çıkartacağını açıkladı. 2027 yılında tam kapasiteyle uydu internet servisi sağlayacak olan Starlink şu ana kadar 1021 internet uydusunu yörüngeye yerleştirmiş durumda ve bu yılın sonuna doğru Türkiye’nin Starlink’in kapsama alanına gireceği kaydediliyor.

Resmi web sitesi üzerinden Türkiye’den de abone kaydına başladığı kaydedilen Starlink’in depozito bedeli olarak aylık 99 dolar (703 TL) üzerinden ön kayıt yapılıyor. Ayrıca sözleşme kapsamında aylık depozito yanında anten, kurulum ve yönlendirici (router) için de 499 dolar (3.517 TL) talep edilecek.

-CB Erdoğan2ın Elon Musk ile telefon görüşmesinden birkaç gün sonra Ay’a Seyahat ve Türk Uzat Ajansı (TUA) Milli Uzay Programı’nı (MUP) ilan etmesi, akla Musk’ın bu projedeki yerine ilişkin soruları getiriyor.

En pahalı internete mahkûm edilen Türkiye’de milyonlarca hanede internet yok. Aksine CB kararıyla yüzde 33 artırılan Özel İletişim Vergisiyle daha da pahalı hale gelen, ülkemizde pek çok ailenin ödeme gücünü aşan internet faturaları karşısında, Elon Musk’ın Starlink’ine ayda 703 TL’ye hangi ayrıcalıklı, paralı, servet sahipleri abone olacak?  Starlink en büyük rakibi ise trilyonlarca dolarlık servetiyle dünyanın en zenginleri sıralamasında ilk sırada yer alan Jef Bezos’un sahibi olduğu diğer ABD şirketi Amazon. Amazon’un da dünya yörüngesine binlerce uydu yerleştirerek uydu internet servisine başlayacağı dikkate alındığında belki bir fiyat rekabeti oluşumundan söz edilebilir.

Ancak iktidarın Türkiye internet pazarını Elon Musk’ın Starlink’ine açmadan önce, tüm yurttaşlarımızın, hızlı-kesintisiz-kaliteli ve ucuz internet erişimine kavuşmasını sağlamak öncelikli görevidir.

13.Merkez Bankası Ödemeler Dengesi Bilançosu Cari İşlemler Hesabı, geçen aralık ayında 3,2 milyar dolar açık verdi. Böylece 2020 yılının tamamında cari açık 36,7 milyar dolar oldu. Aralık ayına yönelik beklentiler aylık cari açığın 3,5 milyar dolar olması idi. Cari açık beklentilerin 300 milyon dolar altında gerçekleşti.

Cari işlemler açığı, geçen aralık ayında 2019 yılının aralık ayına göre 473 milyon dolar artarak 3 milyar 210 milyon dolar olurken yıllık cari açık da 2020 yılında 36 milyar 724 milyon dolar oldu. 2019 yılının aralık ayında altın ve enerji hariç 1 milyar 579 milyon dolar fazla veren cari işlemler hesabı, Aralık 2020’de de yine 940 milyon dolar fazla verdi.

Cari işlemler hesabında yıllık verilerin netleşmesiyle birlikte Merkez Bankası bazı hesaplamalarda revizyona ve güncellemeye gitti. Bu çerçevede, Kasım 2020 cari işlemler açığı 4 milyar 63 milyon dolardan 3 milyar 633 milyon dolara düşürülerek revize edildi. Aralık ayında doğrudan yatırımlardan 836 milyon dolar, portföy yatırımlarından da 5 milyar 209 milyon dolarlık net giriş kaydedildi. MB’nin faizleri yükseltmesiyle uzun süredir çıkış yapan doğrudan yabancı yatırım ve portföy yatırımlarında nispeten giriş yönünde bir eğilim görülüyor. Nitekim aralıkta yurt dışı yerleşikler, hisse senedi piyasasında 269 milyon dolarlık, devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) piyasasında da 1 milyar 997 milyon dolarlık net alış yaptı. Bu arada aralık ayında yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla bankalar 772 milyon dolar, hükümet ise 2 milyar 255 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirdi. Reel sektör ise borçlanma yerine olabildiğince döviz borçlarını kapatmaya yönelerek 5 milyon dolar net geri ödeme yaptı.

MB’nin yılsonu itibarıyla rakamların netleşmesi sonrasında geriye dönük yaptığı revizyon ve güncellemeler doğrultusunda kaynağı belirsiz döviz giriş-çıkışlarını ifade eden Net Hata ve Noksan kalemindeki tutarlar,

-2016’da 181 milyon dolar,

-2017’de 71 milyon dolar,

-2018’de 147 milyon dolar,

-2019’da 341 milyon dolar,

-2020’nin ocak-kasım döneminde 1 milyar 152 milyon dolar olarak güncellendi.

Cari işlemler açığının geçtiğimiz yılsonu itibarıyla 36,7 milyar dolara yükselmesi, ağırlıkla dış ticaret açığının artmasından, turizm gelirlerinin azalmasından kaynaklandı. Cari açığın finansmanı ağırlıkla MB rezervlerinden yapıldı. Korona salgınının devam ediyor olması, dış pazarların kısıtlanması bu yıl için de ihracat ve dış ticaret açığında iyileşme açısından fazla umut vermiyor!